‘Üzümlü ekmek’ olarak etiketlenmiş yazılar

Beslenme Tarzı ve Zayıflama

Cumartesi, 25 Eylül 2010

Üç hafta sonra, hafta sonu için yine eve geldim. Öğleden önce, kır saçlı Dr. Mucize ikinci ev ziyaretini yaptı. Öğle yemeğine de kaldı. Daha sonra, ağzıma attığım her lokmayı tasasızca kaydettiğim günlüğümü gözden geçirip derhal, her nasılsa benim göremediğim ama onun için son derece açık olan bir portre çıkardı. Okulla, kiraladığım dairenin yer aldığı Yedinci Bölge arasında en aşağı 16 pastane vardı. Yemeklerim, farkına varmadan, hamur işlerinden oluşmaya başlamıştı. Paris’te yaşadığımdan ailemin bunu bilmesine imkân yoktu. Eve geldiğimde doğal olarak, en sevdiğim yemekleri pişiren annem, kendi çatısının altında bile gizli gizil tatlı yediğimden habersizdi. Sonra Lida yorumları ‘nı okuyunca fark ettim ki kilolarından müzdarip çoğu kişi benim gibi besleniyormuş.

Paris’te çeşit çeşit muhteşem hamur işlerini gövdeye indiriyordum. Sabahları kruvasan, pain au chocolat (çikolatalı ekmek), chouquette (tatlı puf böreği) ya da tarte au sucre (şekerli tart) yiyordum. Öğle yemeğinden önce meşhur ekmek fırını Poîlane’e uğrayıp pain aux raisins (üzümlü ekmek), tarte auxpommes (elmalı tart) ya dapetit sables (küçük çörek) alıyordum. Sonraki durak olarak bir cafeye girip her yerde bulunan jambonlu tereyağlı bagetle Poîlane’den kalan hamur işini kahveyle birlikte yiyordum. Akşam yemeğinde daima bir ekler pasta, Paris Brest (kremalı bademli çörek), religieuse (eklerden yapılan bir tatlı) ya da milföy gibi kaymaklı, tereyağlı bir tatlı oluyor, bazen de akşam yemeği sadece bunlardan oluşuyordu. Bazen akşamüstü atıştırmak için bir palmier (kocaman, üstü şekerle kaplı bir kurabiye) aldığım da oluyordu. Öğrenci olarak, hep hazır yiyeceklerle besleniyordum. Yeşillik yüzü gördüğüm yoktu, günlük meyve ihtiyacımı ise meyveli tartlardan karşılıyordum. Bu dengesiz beslenme tarzını, hiç düşünmeden ve müthiş bir gönül rahatlığıyla sürdürüyordum tabii, dış görünüşüm hariç. Bazı arkadaşlarım Orjinal lida kullanıyordu ve onların bu tarz besinlere karşı iştahı zamanla azalmıştı.

Bunun, sokakları dayanılmaz pastanelerle dolu olmayan Amerika’da edindiğim bir beslenme tarzı olmadığı çok açık (ama o zaman da şimdi olduğu gibi, sıcak damla çikolatalı kurabiye standları, dondurmacılar ve insana hayretten küçük dilini yutturacak çeşitlilikte süpermarket tatlıları konusunda hiçbir sıkıntı yoktu). Ama beni yoldan çıkartıp Paris’teki nefis mayın tarlasına sokan şeyin Amerika’da edindiğim beslenme tarzı olduğunu sonradan öğrenecektim. Amerika’da, ayakta yemek, kendi yemeğimi hazırlamamak, diğer çocuklar gibi ne bulursam onu yemek (Fransızların dediği gibi n’importe quoi ne olduğu önemli değil) gibi bazı alışkanlıklar edinmiştim. Brovniler ve beygıllar özellikle tehlike arz ediyordu; geldi


Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.