Eylül 2010 için Arşiv

Balık Tüketimi ve Zayıflama

Perşembe, 30 Eylül 2010

Uzmanlar balık eti sektöründeki tehlikenin de büyük olduğunu bildiriyor; organik ya da yabani balık almamaya çalışın. Uskumru, sardalye ve ringa somona, göre kirli olması daha az olasıdır ve ton yüksek merkür seviyesi içerdiği için sınırlanmalıdır. Siz aynı zamanda balık yağı hapı da kullanabilirsiniz iyi bir marka kullandığınıza emin olun. Şüphesiz balık eti sağlıklı bir yaşam için gereken önemli maddeleri bünyesinde bulundurur. Ancak kilo vermenize yardımcı olmaz. Kilo verebilmek için Lida yosun hapı kullanmalısınız.

Tam tahıllar ve şehriye konusuna gelince Okinawanlar her gün yaklaşık altı ila yedi porsiyon başlıca tam tahıl olmak üzere tahıl yer, bu beslenmelerinin yaklaşık üçte birini oluşturur. Bu porsiyonların yaklaşık üçü beyaz pirinçten oluşur, ki bu geleneksel tatlı patatesin yerini almaya başlamıştır. Bu Okinawanlar’ın diyetinin iyileştirilebilecek neredeyse tek alanıdır, çünkü esmer pirinç beyaz pirinçten sindirim için daha iyidir ve daha fazla besleyici unsur barındırır.

Diğer üç porsiyon buğday udon şehriyesi ya da karabuğdaydan yapılan lezzetli gri soba şehriyesidir. Karabuğday Japonya’da binlerce yıldır sağlıklı bir gıda olarak tanınır. Bu anti kanser vitamini B17 içerir ve aynı zamanda yüksek kan basıncını düşürmekte çok etkindir çünkü kılcal damarı güçlendiren rutin içerir. B17 vitamini aynı zamanda Lida zayıflama ilacı kullananlara tavsiye edilir.

Hunza hakkında vitamin B17’nin inanılmaz özellikleri hakkında daha fazla bilgi içermektedir. Karabuğdayın bir diğer kalp dostu olma özelliği yüksek lif içeriğidir, bu da fazla kolesterolün vücuttan atılmasına yardım eder. Karabuğday karaciğerin aşırı alkolle baş etmesine yardım eder, bu sebeple Japonya’da soba dükkanların

Sütün Zararları ve Lida

Salı, 28 Eylül 2010

Sümüksü maddeler hastalıklara neden olan bakterilerle dolup taşar. Hastalıkları doğal yöntemlerle tedavi edenler, inek sütünün hayatımız boyunca bedenimizde oluşan sümüksü maddelerin kaynağı olduğuna inanırlar. Bu nedenle inek sütü içenler bedenlerini nezle, soğuk algınlığı, astım, bronşit ve başka pek çok hastalığa yol açan bakterilerin yuvası haline getirmiş olurlar. Lida kullanımıyla bu sümüksü maddeler ulaşımı arasında bir bağlantı yoktur, Lida yorumları ‘na göz atarsanız hiç bir Lida kullanıcısının böyle bir sorunla karşılaşmadığını görürsünüz.

Sözü edilmesi gereken bir konu daha var; günümüzde üretilen sütler çevre kirliliği nedeniyle de, özellikle çocuklar için zararlıdır. Sütün içindeki kalsiyum hemen her zaman radyoaktif bir element olan stronsiyum-90’la birlikte bulunur. Stronsiyum-90’ın molekül yapısı kalsiyumunkine benzer ancak daha büyüktür. Stronsiyum-90 bedenimize girdiği zaman, molekülleri iskelet sistemimizdeki kalsiyum moleküllerinin yerini alır. Bu nedenle süt içenlerin, özellikle el ve ayak parmaklarının eklemleri büyümüştür ve sık sık kalça ve diz eklemleriyle ilgili hastalıklara yakalanırlar.

Kalsiyum, yağ ve kolesterol

Sütün kemiklerimizin gelişimi için gerekli bir element olan kalsiyum bakımından zengin olduğu inkâr edilemez. Peki, kabuklu yemişler, lahana, havuç, kırmızı pancar ve haşhaş tohumu? Aslına bakarsanız bu saydıklarımız, üstelik başka bileşenlerle uygun oranlarda alındıkları takdirde çok daha kolay sindirilebilen ve daha yüksek oranda kalsiyum içerirler. Hem bunlar Orjinal lida kullanımına da destek verirler.

Süt aynı zamanda hayvansal yağlar içerir ve bilindiği üzere, yağ, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarının ana nedeni olan kolesterol düzeyimizi yükseltir. Sütün kaymağının alınmasının nedeni de budur. Ancak bu işlem yapıldığı zaman sütün bileşenlerinin doğal oranları bozulmuş olur. Bu tür süt içmek, bedenimizin fosfor ve kalsiyumu dengeli bir şekilde kullanma yeteneğine müdahale eder. Sonuç olarak bedenimizin kalsiyumu tutma yeteneği düşer. Yetersiz kalsiyum tutulması ise kemik erimesinin başlıca nedenlerinden biridir. Sütün yağının alınmasının nedeni dolaşım sistemimizi korumaktır (benim bu genel kanıya katılmamamla birlikte) fakat bu kez de iskelet sistemimizi mahvetmiş oluruz. Süte gerçekten sağlığımızı böylesine riske atacak kadar bağımlı mıyız?

Beslenme Tarzı ve Zayıflama

Cumartesi, 25 Eylül 2010

Üç hafta sonra, hafta sonu için yine eve geldim. Öğleden önce, kır saçlı Dr. Mucize ikinci ev ziyaretini yaptı. Öğle yemeğine de kaldı. Daha sonra, ağzıma attığım her lokmayı tasasızca kaydettiğim günlüğümü gözden geçirip derhal, her nasılsa benim göremediğim ama onun için son derece açık olan bir portre çıkardı. Okulla, kiraladığım dairenin yer aldığı Yedinci Bölge arasında en aşağı 16 pastane vardı. Yemeklerim, farkına varmadan, hamur işlerinden oluşmaya başlamıştı. Paris’te yaşadığımdan ailemin bunu bilmesine imkân yoktu. Eve geldiğimde doğal olarak, en sevdiğim yemekleri pişiren annem, kendi çatısının altında bile gizli gizil tatlı yediğimden habersizdi. Sonra Lida yorumları ‘nı okuyunca fark ettim ki kilolarından müzdarip çoğu kişi benim gibi besleniyormuş.

Paris’te çeşit çeşit muhteşem hamur işlerini gövdeye indiriyordum. Sabahları kruvasan, pain au chocolat (çikolatalı ekmek), chouquette (tatlı puf böreği) ya da tarte au sucre (şekerli tart) yiyordum. Öğle yemeğinden önce meşhur ekmek fırını Poîlane’e uğrayıp pain aux raisins (üzümlü ekmek), tarte auxpommes (elmalı tart) ya dapetit sables (küçük çörek) alıyordum. Sonraki durak olarak bir cafeye girip her yerde bulunan jambonlu tereyağlı bagetle Poîlane’den kalan hamur işini kahveyle birlikte yiyordum. Akşam yemeğinde daima bir ekler pasta, Paris Brest (kremalı bademli çörek), religieuse (eklerden yapılan bir tatlı) ya da milföy gibi kaymaklı, tereyağlı bir tatlı oluyor, bazen de akşam yemeği sadece bunlardan oluşuyordu. Bazen akşamüstü atıştırmak için bir palmier (kocaman, üstü şekerle kaplı bir kurabiye) aldığım da oluyordu. Öğrenci olarak, hep hazır yiyeceklerle besleniyordum. Yeşillik yüzü gördüğüm yoktu, günlük meyve ihtiyacımı ise meyveli tartlardan karşılıyordum. Bu dengesiz beslenme tarzını, hiç düşünmeden ve müthiş bir gönül rahatlığıyla sürdürüyordum tabii, dış görünüşüm hariç. Bazı arkadaşlarım Orjinal lida kullanıyordu ve onların bu tarz besinlere karşı iştahı zamanla azalmıştı.

Bunun, sokakları dayanılmaz pastanelerle dolu olmayan Amerika’da edindiğim bir beslenme tarzı olmadığı çok açık (ama o zaman da şimdi olduğu gibi, sıcak damla çikolatalı kurabiye standları, dondurmacılar ve insana hayretten küçük dilini yutturacak çeşitlilikte süpermarket tatlıları konusunda hiçbir sıkıntı yoktu). Ama beni yoldan çıkartıp Paris’teki nefis mayın tarlasına sokan şeyin Amerika’da edindiğim beslenme tarzı olduğunu sonradan öğrenecektim. Amerika’da, ayakta yemek, kendi yemeğimi hazırlamamak, diğer çocuklar gibi ne bulursam onu yemek (Fransızların dediği gibi n’importe quoi ne olduğu önemli değil) gibi bazı alışkanlıklar edinmiştim. Brovniler ve beygıllar özellikle tehlike arz ediyordu; geldi

Yüksek Şeker Tüketimi ve Zayıflama

Perşembe, 23 Eylül 2010

Besinleri rafine etmenin gerekçesi, onları ticari olarak daha cazip hale getirmektir. Pişirme ve benzeri ısı işlemleri, yiyeceklerin Güneş’ten, Dünya’dan ve sudan kazandıkları biyolojik bilgiyi (doğal ürünler içerisinde bulunan kimyasal maddelerin toplam miktar ve bileşimi) yitirmelerine neden olur.

Bedenimiz bu tür yiyecekleri kolayca tanıyamaz ve özümseyemez; kendi öz kaynaklarını kullanarak yararlı hale getirmesi gerekir. Şeker pancarı ve ondan elde edilen şeker buna iyi bir örnektir. Yapılan Lida yorumları na bakacak olursak şekerin ne kadar sağlıksız bir şey olduğunu anlarız. Şeker pancarları pek çok vitamin, mineral tuzlar, enzimler ve hormonlar içeren doğal bitkisel ürünlerdir. Bunlardan elde edilen şeker ise tümüyle rafine edilir, kristalleştirilir ve filtre edilir. (Bu arada şekeri beyazlatmak için bir tür zehir olan kalsiyum klorid kullanılır.) Şeker, midemize herhangi başka bir vitamin, mineral tuz veya biyolojik olarak etkin başka bir madde içermeksizin, kimyasal olarak saf bir madde halinde, sakaroz olarak girer. Saf sibutramin sindirilemez; başka maddelerle karıştırılması gerekir. Şeker pancarı gereken bütün bu maddeleri bünyesinde barındırır; oysa rafine edilmiş şeker bunlardan yoksundur. Tıpkı orjinal lida ile sahte lida arasında farklar olduğu gibi, rafine şekerle doğal şeker pancarı arasında da bir çok fark vardır. Bedenimiz rafine edilmiş şekeri sindirebilmek ve özümseyebilmek için kendi öz kaynakları olan kalsiyum, demir ve diğer elementleri kullanmaya zorlanır.

Bu da diş çürümelerine, şeker hastalığına, kansızlığa vs. yol açar. Araştırmalar yüksek şeker tüketiminin kan damarlarında bozulmalara, hücrelerde yozlaşmalara ve mutasyonlara yol açtığına ve sonunda kansere neden olabileceğine işaret ediyor. Şekeri yalnızca çayımız ve kahvemizle tüketmeyiz; şekerlemelerimizin, bisküvilerimizin, keklerimizin, meşrubatlarımızın ve sayısız ürünün içinde şeker vardır.

Yüksek şeker tüketimi nedeniyle gelişmiş ülkelerdeki şeker hastalığı, kansızlık ve kan kanseri vakaları, son yirmi yıl içinde hızla artmıştır. Bu nedenle ebeveynler çocuklarını, nine ve dedeler torunlarını şekerlerle ödüllendirirken ve çocukların şekerli tatlara alışmalarına neden olurken, çok ciddi bir hata yapıyor. Bu, çocuğun hayatı boyunca vazgeçmesinin son derece zor olacağı bir alışkanlık haline gelebilir.

Obezite ve Konum İlişkisi

Çarşamba, 22 Eylül 2010

Hikâyelerden ve çıkarılacak derslerden herkes faydalanabilir, ancak bu yazı bir kadın olarak edindiğim deneyimlerime dayandığından öncelikle kadınlar için yazılmıştır. Sadece Amerikalılar değil, gelişmiş dünyada yaşayıp kariyer baskısı, kişisel stres, küreselleşme ve yirminci yüzyıl toplumunun bütün tuzaklarıyla karşılaşan tüm kadınlar içindir. Lida yorumlarına baktığınızda ne demeye çalıştığımı daha iyi anlamış olacaksınız.

Ancak bu yazı kiloları yüzünden sağlık riski taşıyan ya da doktor kontrolünde bir diyete ihtiyaç duyanlar için değildir. Yazdıklarım, özellikle 35 kiloya kadar zayıflama ihtiyacı duyan kadınlara hitap etmektedir, büyük çoğunluğun sorunu da budur. Yazımda Orjinal lida kullanmanın faydalarından bahsedeceğim. Bununla birlikte, bu hikâye Tenten çizgi romanları gibi, yediden yetmişe her yaş içindir. Bunu, lida ile birlikte hayatlarımızın farklı dönemlerine adapte etmemize yardımcı olacak öneriler vereceğim. Fransız kadınları yalnızca ekmek ya da proteinle beslenmediğine göre, size sunacağım, kendinize göre şekillendirebileceğiniz kapsamlı bir yaşam tarzı, stratejileri ve felsefesi olacak. Bu, herkesin hazırlayabileceği mönüler, çabuk tarifler ve tabii ki bien sûr, hareketler içeriyor. Tabii bir de, tüm erkeklerin karşı cins hakkında birkaç şey öğrenmesinde fayda olduğuna inanıyorum.

Pekâlâ, öyleyse Fransız kadınlarının sırları neler? Paris caddelerinde gezinen ve vücutları yirmi beşinde gösteren orta yaşlı kadınları nasıl açıklayabiliriz? Bundan sonraki bölümler, Paris’te geçirdiğim zamanda (yılda yaklaşık on iki hafta) yaptığım gözlemlerle New York, Amerika Birleşik Devletleri’nin diğer bölgeleri ve dünyanın pek çok yerindeki gözlemlerimin karşılaştırmasını ortaya koyuyor. Okuyucuyu aradaki farkları düşünmeye ve sağlıklı yaşam yaklaşımını buna göre geliştirmeye davet ediyorum.

İşe, Fransız kadınlarının, Amerikalı kız kardeşlerinin pek çoğunun başına bela olan şişmanlama korkusunu yaşamadıklarını söyleyerek başlayalım. Amerika’da kokteyllerde duyduğum bütün o diyet fasofisoları Fransa’da konuşulmuyor.


Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.