Kasım 2009 için Arşiv

Vitaminler ve Saglıklı Lida

Çarşamba, 25 Kasım 2009

A: Retinol: Göz, cilt sağlığı, dokuların yenilenmesinde bağışıklık sisteminin güçlenmesinde, kansere karşı etkilidir. Deri ve mukus membranların bakterilere karşı direncini ve kandaki akyuvarları güçlendirerek, vücudu enfeksiyonlara karşı korur. Koyu yeşil yapraklı bitkilerde bulunur, ama çiğ yenmesi koşuluyla. Anti tümör aktiviteleri hızlandırır. Beta karoten, vitamin A’mn sebze ve meyvelerde bulunan öncülüdür. Sigara dumanı, ozon ve hava kirliliğine karşı korur. Vitamin A gibi depolanmaz, gereksinme olduğunda karaciğer tarafından A vitaminine dönüştürülür. En önemli zayıflama yöntemlerinden birisi ise lida ile bitkisel zayıflamadır. Continue reading “Vitaminler ve Saglıklı Lida” »

İdeal Vücut Kilosuna Erişmek

Pazartesi, 23 Kasım 2009

Fazla kilolu ya da obez olmak diyabet salgınında genellikle görülen bir olgudur. Özellikle tip 2 diyabetlilerin çoğu fazla kilolu ya da obezdir; bu da hastalıklarını derinden etkilemektedir. Diyabette tedavi önceliklerine karar vermenin en önemli adımlarından biri kilo kaybının gerekli olup olmadığıdır. Vücut kütlesi endeksi (BMI) olarak bilinen basit bir ölçüm, kişileri vücut kompozisyonlarına göre sınıflandırmada kullanılmaktadır. BMI genellikle kişinin toplam vücut yağı Tip 2 diyabette yüksek kan şekeri seviyeleri, ensülin direnci, karaciğer tarafından aşın glikoz üretimi ve ensülin salgılanmasında kısmen bozukluk olması durumunun birleşiminden kaynaklanır (ensülinin aşırı olduğu durumlarda bile, beta hücreleri kan glikozu miktarına yetecek kadar ensülin üretemezler. Tip 2 diyabeti olan fazla kilolu ya da obez kişiler kilo verdiğinde, diyabetle ilgili hemen hemen bütün fizyolojik anormallikler gerileme göstermektedir. Ensülin direnci, kilo kaybı olur olmaz gelişmeye başlar (bazen normale döner) ve birçok tip 2 vakasında bütün diyabet işaretleri yok olur.” Tek başına kilo kaybının ideal kan glikozu kontrolünü sağlayamadığı durumlarda bile, kilo veren tip 2 diyabetli kişi tamamlayıcı ya da ilaç gibi diğer müdahalelere daha iyi cevap verir hale gelmektedir.
Ensülin direnci yaşamaya başlayan tip 1 ve tip 2 diyabetliler, kilolarıyla ilgili üç hedefi gerçekleştirmelidirler: Kilo alımını önlemek, ideal vücut kilosuna erişmek ve kilo kaybını başarmak.

Tereyağı Hakkında

Cumartesi, 21 Kasım 2009

Pek çok kişi tereyağının terk edilmesini hemen kabul etti, verdiği lezzeti kaybetmekten üzüntü duydular, ancak doymuş yağın kalpleri üzerindeki etkilerinin çok yüksek bir bedel olabileceğinde karar kıldılar. İtaatkâr bir şekilde, araştırmacıların ve beslenme uzmanlarının önerdiği gibi margarine yöneldiler. Ama daha sonraki raporlar margarinin zararlarını gün ışığına çıkarınca pek çok kişi kendini ihanete uğramış ya da aldatılmış hissetti.

Tereyağını bırakıp margarine geçmenin kalp krizi geçirme ya da kalp hastalığına yakalanma riskini azalttığına dair hiçbir zaman sağlam bir kanıt ortaya konmadı. Bu geçiş, margarinde tereyağına göre daha az doymuş yağ bulunduğundan hareketle iyi niyetli bir tahmin niteliğindeydi, ancak margarinde çok miktarda bulunan trans yağlar dikkate alınmamıştı.
Bugün tereyağı mı, margarin mi tartışması aslında yanlış bir tartışmadır.

Kalp hastalıkları çerçevesinde tereyağının az kullanılması gerekenler arasında sıralanmasının başlıca nedeni LDL (kötü) kolesterol düzeyini kuvvetli bir şekilde yükselten doymuş yağ tipinden bol miktarda içermesidir. Ancak margarini sınıflandırmak o kadar kolay değil. Trans yağ açısından zengin olanlar (hâlâ çokça satılan klasik margarinler) sizin için tereyağından daha kötüdür. Doymuş yağ oranı düşük, doymamış yağ oranı yüksek ve trans yağ içermeyen daha yeni bazı margarinleri kullanmanızda, çok kullanmadığınız sürece bir sakınca yoktur (kalori yönünden yine de zengindir). Ancak eliniz tereyağı ya da margarine gitmeden bunların yerine zeytinyağı ya da başka bir çeşit sıvı yağ kullanıp kullanamayacağınızı düşünün.

Glisemik İndeks/Glisemik Yükün Değişmesinde Diyetle Alınan Lifin Önemi

Çarşamba, 18 Kasım 2009

Klinik ve deneysel datalarla birlikte popülasyon çalışmaları, diyabetin yetersiz diyetsel lif alımıyla en çok ilgisi olan hastalıklardan biri olduğunu göstermektedir. Diyetsel lif terimi, bitkisel yiyeceklerin sindirilemeyen artıkları olduğu gibi, bitki hücresi duvarının bileşenleri anlamına da gelmektedir. Değişik lif çeşitlerinin değişik fonksiyonları vardır. Kan şekeri kontrolü üzerinde en faydalı etkiye sahip olan lif çeşitleri suda çözülebilen formlarıdır. Bu sınıfa giren lifler, yan selülozlar, mukilajlar, sakızlar ve pektin maddeleridir. Bu tip liflere sahip olan ya da bu çeşit lifleri içeren tamamlayıcılar eklenmiş yiyecekler, tipik olarak düşük bir glisemik indekse sahiptir. Bunun sebebi, bu çeşit liflerin sindirimi ve karbonhidratların emilimini yavaşlatma yeteneğine sahip olması ve bunun sonucunda kan şekerindeki hızlı yükselişlerin önlenmesidir. Bu çeşit lifler, dokuların ensüline duyarlılığının artması ve glikozun kaslar, karaciğer ve diğer dokular tarafından alımının iyileştirilmesi ile de ilişkili bulunmaktadır; bütün bunlar, kan şekerinin devamlı yükselmesini engeller.

Suda çözülebilen lifler açısından özellikle zengin olan kaynaklar, baklagiller, yulaf kepeği, kuru yemişler, tohumlar, psyllium tohumu kabuğu, armut, elma ve çoğu sebzedir. Önemli olan, yeterli miktarda diyetsel lif elde etmek için bol bol bitkisel yiyecek tüketmektir. Beyaz undan tam tahıllı ürünlere geçmek gibi basit bir değişimin bile tip 2 diyabetin riskini azalttığım biliyoruz ama bizim tavsiyemiz çeşitli kaynaklardan, özellikle de sebzelerden günde en az 35 gram lif alınmasıdır.

Omega-3 Yağ Asidi Eksikliği

Salı, 17 Kasım 2009

Koruyucu bir faktör olan D vitamini için yapılan güçlü argümanlar, morina balığı yağı ve diğer balık yağlarında bulunan omega-3 yağ asitleri için de yapılabilir. Bol miktarda omega-3 yağ asidi içeren diyetlerin, altmıştan fazla sağlık sorununu önlediği ya da iyileştirdiği bulunmuştur. Bu yağ asitlerinin faydalı etkileri, bu yağlar hücre zarlarına girince ortaya çıkar. Omega-3 yağ asitleri, hücre zarlarında, hücre fonksiyonların düzgün çalışması için gereken sıvımsı ortamın oluşmasını sağlar.

Hücre zarı fonksiyonundaki değişim, hücre hasarının ve ölümünün asıl nedenidir. Hücreler, sağlıklı bir zarlan olmadığında, suyu, yaşamsal besinleri ve elektrolitleri tutma yeteneklerini kaybederler. Bunun sonucunda, serbest radikallerin vereceği hasara son derece açık hale gelirler.
Ayrıca omega-3 yağ asitleri, vücuttaki iltihabı ve bağışıklık sisteminin aşırı tepkilerini de azaltan biyokimyasal maddeleri üretmekte çok önemlidir. Omega-3 yağ asitleri, vücudun en önemli iltihap (enflamasyon) karşıtı biyokimyasallarıdır. Omega-3 yağ asitlerinin önemi düşünüldüğünde, daha önce söz edilen morina balığı yağıyla ilgili çalışmalar dışında, sadece tek bir güncel araştırmanın omega-3’ün tip 1 diyabetin engellenmesi konusundaki rolünü incelediği görmek bizi şaşırttı.

Tip 1 diyabetin hayvan modellerinde, serbest radikaller oluşturan bileşenler verilerek (nitrosaminler ve beta hücreleri üzerinde serbest radikal hasarı oluşturan etkileri nedeniyle deney hayvanlarında diyabet yaratmak için kullanılan bir ilaç olan alloxan) beta hücreleri yok edilebilmektedir.


Çin konuşlu fabrikasında Lida turunç filizleri ile üretilmektedir.